Bu aralar gündemde olan; aslında “.. Sorunu” bile olmaktan uzak uydurma sorunlar ile ilgili yazmak yerine; evvelden beri içimde kanayan yara olan devlet, millet, toplumsal tabular üçgeninden halkımızın çıkardığı enterasan sonuçları yazayım. Geçen gün Sayın Çetin Altan’ın köşe yazısını okuduğumda o kanayan yarama tekrar parmak basıldığını hissettim. Haberde geçen bir paragraf şöyle:

Altındağ Belediyesi, Bentderesi’nde kaçak olarak yapılmış 23 esnafın dükkânını yıkmaya kalkmış…
Dükkânları yıkılacak esnaf da, ne yapmış biliyor musunuz; yıkma kararının uygulanmasını durdurmak için, dükkânlarının kapısına Türk bayrağı ile Atatürk’ün posterlerini asmış…

Haberin tam metni…

Mustafa Kemal AtatürkMilletimizin en büyük mükafatı ve tarihinin en büyük askeri, siyasi ve fikir adamı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ü her türlü fikre ve eyleme alet edebileceğini siyasilerden sonra millette öğrendi sanırım. Onun portresinin arkasına sığınıp, hayatları boyunca “Nutuk” adlı onun harika kaleminden çıkan kitabı bile okumamış insanların söyledikleri, daha Kuran-ı Kerim’i bile okumadan kendilerini vetfa verebilir konumda bulan insanlardan farklı değildir sanırım. Belki çok sert ya da yumuşak bile oldu ama tarih nasıl ki O’ndan -Atatürk’ten- bahsederken en şanlı yapraklarını birer birer çeviriyorsa; zamanı geldiğinde günlük ve yarım akıllı siyaset yapmaya çalışan sözde kişilerden de bahsederken bir o kadar acımasız olacaktır.

Yurdumuzdaki kutsal tabuların neler olduğuna dair bir araştırma yapsak sayfalar dolusu raporlar çıkar sanırım. “Ülkelerin refah düzeyleri de bu kutsal tabularının fazlalığı ile ters orantılıdır”, dersek de tespitte hata olur mu bilemeyeğim ama emin olduğum bir gerçek var ki ülkemizde milletin önem verdiği şeyler, değerler; başka çıkarlar uğruna sıklıkla kullanılıyor ya da alet ediliyor. Balık hafızasına sahip toplumların en büyük yarası da bu olayların çok kısa bir sürede unutmak ve alışkın olduğu şekliyle “Sabreden derviş…” misali ona yüzlerce yıldır öğretilen güdülerin peşine takılmak olacaktır.

İtfaiye TeşkilatıYurdumda nasıl bir manzaradır ki vatanı koruyabilmek ve kollamak adına yine milletin oluşturduğu kurumlar refah, bolluk ve dediğim dedik konumundaysa, milletin kendi sağlığını ve refahını kollayacak yine millet tarafından kurulmuş olan teşkilatların bir çoğu da rezilane görüntüler sergilemekte. Kimseler alınmasın ve kızmasın ama bir ülkede itfaiye teşkilatı, o ülkenin ordusunun sahip olduğu yeniliklerin, çağdaşlığın en az yarısına bile sahip değilse; bu ülkede çağdaş ve uygar olabilmenin önü uzun bir süre kapalı demektir. Aslolanın milleti korumak olduğu durumlarda vatan toprağını herşeyden öte gören zihniyet kuşkusuz saldırı dahilinde olması gereken bir şeyse, eğer tehdit yoksa da milletin korunması esas olmaz mı devletlerde.

Platon nasıl bir düşünürdür ki binlerce yıl önce söyledikleri günümüze bile hala ışık tutmaktadır. Toplumlar, filozofların kral, ya da kralların filozof olduğu güne kadar, rahat huzur yüzü görmeyeceklerdir. derken ne kadar doğru demiş değil mi? Devlet adamlarının önce vatan mı yoksa millet mi sorusuna verebilecekleri pratik cevaplardan sadece bir tanesi olan,

İtfaiye teşkilatı en az ordu teşkilatının yarısı kadar çağdaş olmalı mıdır? yoksa olmamalı mıdır?

sorularına cevap verirken biraz filozof olmaları gerekiyor sanırım.